Ana Sayfa        

 

Dayton Anlaşması ve

Bosna -Hersek'in Geleceğine Dair Düşünceler

 

Ülke Dergisi, sayı 12, 25 Ağustos 1996 

 M. Murat TAŞAR

 

 

1995'in Mayıs ve Haziran aylarında

400'e yakın BM askeri bir NATO hava saldırısını imkânsız kılmak isteyen Sırplar tarafından esir alındı. 11 Temmuz'da BM-Güvenli Bölgesi Srebrenitsa,

19 Temmuz'da da Zepa Sırpların eline geçti. Ağustos başında Hırvat Birlikleri Krayina'yı aldılar,

150.000 Sırp Bosna ve Sırbistan'a kaçtı.

NATO 30 Ağustos'ta başlattığı "Delibrate Force" harekâtıyla Sırp hedeflerine saldırdı.

NATO harekâtının ardından saldırıya geçen

Boşnak ve Hırvatlar uluslararası güçlerin arzu ettiği kadar toprağı Sırplardan almayı başardılar:

Temas Grubunca öngörülen %49'a %51'lik toprak paylaşımı artık gerçekleşmişti.

 

8 Eylül’de Yeni-Yugoslavya Bosna - Hersek’i devlet olarak tanıdı.

5 Ekim'de taraflar ABD'nin baskısı ile iki aylık bir ateşkese imza attılar.

1 Kasım'da da Dayton/Ohio'da barış görüşmelerine başlandı.

Başkan Clinton 21 Kasım'da kapsamlı bir barış anlaşmasında uzlaşma sağlandığını ilan ediyordu.

 

Yüzlerce BM-askerinin Sırplar tarafından esir alınması, güvenli bölgelerin Sırplar tarafından işgali,

Hırvatların Krayina’ya saldırısı 1995 yılında Batı'ya olan güvenilirliği sarsan trajik olaylardı

ama uluslararası arabuluculuk çabalarının sonuçsuz kaldığı bu dönemde yaşanan bu trajik olaylar

aynı zamanda eski-Yugoslavya'daki savaşın son bulmasını ve

kapsamlı bir Barışın gerçekleşmesini sağladılar.

 

Bosna-Hersek'te 14 Eylül’de Dayton Barış anlaşması ve

ülkenin geleceğini derinden etkileyecek genel seçimler yapılacaktır.

Bu yazıda Barış anlaşmasının gerçekleşmesini sağlayan olaylar,

Barış Antlaşması ve Bosna - Hersek geleceğine dair düşünceler anlatılmaktadır.

Cevabı aranan soru

Bosna - Hersek'in uluslararası tanınmış sınırları içinde devlet olarak varlığını

devam ettirip ettiremeyeceğidir.   

 

 

Savaş Yılları

Bosna-Hersek'te savaşın başladığı 1992'nin Nisan ayında Sırplar Hırvatistan'ın 3/2'sini ellerinde tutuyorlardı. II. Dünya Savaşı sonrası Avrupa'sının en iyi donanımlı ordularından biri olan Yugoslavya Federal Ordusu Slovenya ve Hırvatistan'dan çekildikten sonra Federasyonu'nun savunma sisteminde diğer cumhuriyetlere göre daha önemli yer işgal eden Bosna - Hersek'te konuşlandırılmıştı. Federasyon'un donanma fabrikaları ve cephaneliklerinin yarısından fazlası da bu ülkede bulunmaktaydı.

 

Nisan 1992'de savaş Bosna-Hersek'e sıçradığında Sırplar ideolojik ve askeri hazırlıklarını tamamlamışlardı. Belgrad Genelkurmayı'nın emrindeki Bosna Sırp Ordusu sahip olduğu askeri güç sayesinde ülkenin %70'ini ilk üç ayda işgal etmeyi başardı. İşgal ettikleri bu toprakları konsolide etmek içinde 1992 ortasından itibaren etnik temizliğe başladılar.

 

Fakat Yugoslavya Federal Ordusu yardımıyla işgal ettikleri topraklar Sırpların stratejik amaçlarını karşılamaya yeterli değildi. 1992'nin ilk yarısından sonra Sırplar için üç önemli operasyon bölgesi daha kaldı:

  •  Bosna ve Sancak Müslümanları arasındaki bağlantıyı kesmek için Biyelyina'dan başlayan Zvornik, Bratunac ve Vişegrad üzerinden doğu-Hersek'e doğru uzanan Sırbistan ve Karadağ'a sınır Doğu (Bosna'nın) Koridoru'nun ele geçirilmesi,       

  • Yeni Yugoslavya ile Bosna-Hersek'teki Banya Luka çevresinin bağlantısını oluşturmak için Posavina'da Banya Luka'yı Krayina ve Knin ile bağlayacak mümkün olduğu kadar geniş Kuzey Koridoru'nun ele geçirilmesi,

  • Knin ve Banya Luka'yı Bugoyno ve Konyic üzerinden Foça'ya bağlayacak bir Orta Koridoru'nun ele geçirilmesi.

 

Harita I: 1992–1995 arası askeri durum

 

Başlangıçta Hırvat ve Boşnaklar Yugoslavya Federal Ordusu'na karşı ortak savunma yaptılar.  1993'ün ilk aylarından itibaren daha fazla toprak ele geçirerek Bosna - Hersek'i Sırplarla paylaşabilecek güce ulaşabilmek amacıyla Hırvatlar Boşnaklara karşı saldırılara başladılar. Bosna Hırvatları daha sonraları Hırvatistan'ın düzenli ordusuyla batı-Hersek ve Neretva vadisindeki çatışmalarda desteklediği kendi orduları "Hırvat Savunma Konseyi"ni (HVO) ve "Hersek Bosna Hırvat Cumhuriyeti"ni kurdular. Hırvat saldırganlığı sonucu Boşnak-Hırvat askeri ittifakı bozuldu. Bu dönemde Hersek'in batısını ve Posavina'nın bir bölümünü kontrol edebilen Bosna Hırvatları Boşnaklardan toprak ele geçirme çabalarına devam ettiler.

 

Kasım 93 ortasında Tudjman kamuoyuna ilk defa açık olarak Bosna - Hersek'in parçalanmasını savaşın başından beri amaçladığını söylüyordu. Bu dönemde Fikret Abdiç, bir yandan Boşnakları daha fazla zayıflatmak öte yandan da Cazinska Krayina'da Sırbistan'a karşı avantajlı olabilmek için Tundjman tarafından desteklendi.

 

Savaşa hazırlıksız ve hemen hemen donanımsız başlayan Boşnaklar spontan örgütlenen gruplar sayesinde ilk savunmayı yaptılar. 1993'ün ilk aylarında Boşnaklar Srebrenitsa, Zepa, Gorajde, Saraybosna, Tuzla ve Zenitsa'yı kontrol edebiliyordular. Zenitsa dışında diğerleri BM-Güvenli Bölgesi ilan edildi. Daha sonraları bu paramiliter gruplardan zorda olsa bir düzenli ordu oluşturmayı başardılar. Bu yeni düzenleme, giderek daha iyi donanıma sahip olma, organizasyon, sevk ve idare ve birliklerin iyi motivasyonu sayesinde sadece kendilerine karşı uygulanan silah ambargosuna rağmen küçük başarılar elde edebildiler. 1993 Sonbaharına kadar hükümet güçleri Travnik, Gornyi Vakuf, Bugoyno ve Prozor'u Hırvatlardan alıp Mostar'a kadar ilerlemeyi başardılar.

 

BM-GK'nin 713 sayılı kararı ile 25 Eylül 1991'de o zaman ki Sosyalist Federal Yugoslavya Cumhuriyeti'ne karşı silah ambargosu kararı alınmış, bu karardan sonra bağımsız olan Bosna-Hersek Devleti'ne karşıda bu ambargo haksız yere devam ettirilmiştir. Boşnakları Sırp ve Hırvat saldırganlığına karşı çaresiz durumda bırakan bu ambargo Uluslararası Hukuk ve BM-Anayasasına aykırı olmasına rağmen bütün savaş boyunca uluslararası güçler tarafından uygulanmıştır. Türkiye'de Boşnaklara uygulanan bu ambargonun gözetimine bölgeye gemilerini göndererek katkıda bulunmuştur.

 

Boşnak Hırvat Federasyonu

Bir yandan Boşnakların askeri başarıları öte yandan iç politik sorunlar Hırvat yönetiminin Bosna-Hersek politikasında değişikliğe sebep oldular. Dalmaçya ve İstriya'da ayrılıkçı eğilimlerin güçlenmesi, ekonomik sefalet, göçmen sorunu, Sırp işgalindeki bölgelerin geri kazanılması sorunu, Bosna - Hersek'teki toprak kayıpları, Posavina Hırvatlarının Tudjman rejimine eleştirileri ve uluslararası topluluk tarafından yapılan ambargo tehditleri Hırvatları Boşnaklar ya da Sırplar tarafında saf tutmaya artık karar vermeye zorlamaktaydı. Tudjman yönetimi Boşnak tarafını tutmaya Hırvat çıkarları aleyhine olacağı ve Bosna - Hersek'i paylaşmada rakipleri Sırplara karşı jeostratejik mahzurları olduğu gerekçesi ile uzun süre yanaşmadı. Fakat içinde bulundukları bu açmazda pek fazla da hareket serbestîsine sahip değildiler. Orta-Bosna'da Hırvatların hayat alanlarını güvenlik altına almak, Neretva vadisini ve Dalmaçya'nın arka bölgesini kontrol etmek ve Ploçe ya da Neum'dan Boşnaklara Adriya'ya çıkış verilerek Dalmaçya'nın parçalanmasını önlemek halledilmesi gereken öncelikli sorunlardı. Bu sebeplerden yeniden Boşnaklara yakınlaşmaya çalışan Tudjman Hersek Bosna Hırvat Cumhuriyeti'nin başına getirdiği Mate Boban'ı görevden aldı. 11.1 1994'te Bonn'da görüştüğü İzzetbegoviç'e Bosna - Hersek'le Hırvatistan arasında bir ekonomik- gümrük ve para birliğini de içeren- birlik teklifi yaptı. Tundjman'ın bu teklifi onun Bosna - Hersek'i bir Sırp ve bir Hırvat etki alanına paylaşmaktan vazgeçtiği anlamına gelmemekte aksine sorunu Hırvatistan lehine çözmeye çalışması olarak anlaşılmalıdır. Federasyon benzeri bir çözüm hem egemenlik sorununu hem de Boşnakların Adriya'ya çıkışı sorununu çözmüş oluyordu. Bu teklif İzzetbegoviç tarafından reddedildi.

 

Aynı dönemde Clinton yönetimi Boşnaklara savaşı kaybettikleri ve Sırpların işgal ettikleri toprakları geri almanın mümkün olmadığı telkinini yapmaktaydı. Şubat 1994'te ABD ve Almanya'nın arabuluculuğunda Hırvat-Boşnak uzlaşması sağlandı. Ocak başında Boşnaklar tarafından reddedilen Hırvat teklifi gerçekleştirilmiş oldu. Tudjman Bosna-Hersek konusundaki bu politika değişikliğini haklı çıkarırken elde ettiklerini şöyle sıralamaktaydı: Hırvatistan yeniden kalkınmasında batıdan büyük destek görecek, Avrupa Konseyine ve NATO’nun Barış için ortaklık projesine dâhil edilecekti. Ayrıca Batı Sırp işgalindeki bölgeler sorununun çözümünde yardımcı olacağı garantisini vermişti. Tudjman'a göre bu anlaşmayı kabul etmesinin en önemli sebebi Batı'nın Avrupa'nın ortasında bir Müslüman devleti istememesi ve Hırvatistan'ı bunu önlemek için zorlaması idi.

 

Federasyon'un kuruluşu ile uluslararası güçler arasında bir bloklaşmanın kökleştiği gözlenmekteydi. ABD ve Almanya Federasyon'un koruyucuları olarak ortaya çıkarlarken, İngiltere, Fransa ve Rusya'da Sırp çıkarlarının destekleyicisi konumundaydılar.

 

Federasyon Türk kamuoyunda da hiç tartışılmadan olumlu karşılandı. Zaten medya faşist Hırvat saldırganlığına karşı gözlerini kapatmıştı. Bosna - Hersek konusunda bir inisiyatif ortaya koyamayan Türkiye bir çok konuda olduğu gibi bu konuda da ABD politikalarının takipçisi oldu.

 

Almanya ve ABD baskısı ile Federasyon kurulmasa idi Boşnaklar Hırvatlara karşı askeri başarılarını sürdürüp Mostar üzerinden Adriya'ya ulaşabilecekler miydi? Bu soruya herhangi bir cevap vermek oldukça güçtür, ama 1994 başında Boşnakların siyasi ve askeri açıdan Hırvatlardan daha avantajlı oldukları unutulmamalıdır. Tudjman yönetiminin yeni politikası, denize çıkışı olmayan orta-Bosna'daki bir Boşnak bölgesinin (devletinin) yaşama şansının olmayacağından federasyon benzeri çözümlerle bu bölgeyi Hırvatistan'a entegre etmekti.

 

Boşnaklar için Federasyonun yararı Hırvatistan'ın Split ve Ploçe limanından faydalanmaları oldu. Bu dönemde Boşnaklar Sırp ve Hırvatlardan sayıca üstün fakat silah bakımından geri durumdaydılar. 1995 başlarında Sırp General Ratko Mladiç ordusundaki disiplinsizlik ve askerlerinin savaşmak istememelerinden şikâyet etmekteydi.

 

Barış Planları

Dayton öncesinde taraflara üç önemli Barış Planı sunulmuş (Vance-Owen, Owen-Stoltenberg ve temas Grubu Planı), fakat toprak paylaşımında uzlaşma sağlanamamıştı. Bu barış planlarını boşa çıkaran tarafların talepleri ve bu söz konusu üzerinde uzlaşma sağlanamayan topraklar savaşla ulaşılmak istenen stratejik amaçlardan kaynaklanmaktaydı.

 

En son yaz 94'te taraflara sunulan Temas Grubu (ABD, Rusya, İngiltere, Fransa ve Almanya'dan müteşekkil) Planı'nda da uzlaşma yine toprak yüzünden sağlanamamış, Doğu-Bosna'yı kesinlikle almak isteyen Sırplar bu Planı da reddetmişlerdi. Fakat Temas Grubu muhtemel bir barış anlaşmasının temelini bu Plan'ın oluşturacağını ilan etmişti. Bu Planda öngörülen %49'a %51'lik toprak paylaşımı gelecekte de geçerli olacaktı.

 

1995 yılı ve kapsamlı bir barış yolunda atılan adımlar

Daha 1995'in Ocak ayında Hırvatistan Devlet Başkanı Franjo Tudjman ülkesindeki BM-Birlikleri'nin görev süresinin artık uzatılmayacağı açıklamasını yapıyordu. BM Birlikleri bir Hırvat-Sırp çatışmasını önlemek için doğu ve batı Slavonya ve Krayina'da konuşlandırılmışlardı. Tudjman'ın artık BM Birlikleri'nin görev süresinin uzatılmayacağını açıklaması üç yıllık göreli bir sükûnetin ardından Hırvatistan'da Hırvatlarla Sırplar arasında bir savaşın başlayabileceğine işaretti. Olaylar Bosna - Hersek'te de durumun giderek daha sert çarpışmaların olacağının işaretiydiler.

 

1 Mayıs 1995'te son bulan dört aylık bir ateşkesin ardından savaşın başladığı 1992'den beri en sert çarpışmalar yaşanmaya başlanmıştı. Saraybosna'nın kuşatmasını yarmak için 30000'i aşkın asker çevreye konuşlandırılmış ve Sırp mevzilerine saldırıya başlamışlardı. Ortamı sakinleştirmeye çabalayan uluslararası arabulucular çaresizdiler. 1994 Şubat'ından beri Sırbistan, Hırvatistan ve Bosna-Hersek Devlet Başkanları direkt görüşmemişlerdi. Bütün veriler daha sert çarpışmaların olacağı son hesaplaşmanın yaklaştığını göstermekteydi.

 

Mayıs başında Hırvatlar batı-Slavonya'yı bir yıldırım harekâtı ile Sırplardan aldılar. Elde tutulması zor bu bölgeden Belgrad ağır silahlarını Hırvat saldırısından önce çekmişti. Yeni bir etnik temizlik dalgası ile Sırplar buralardan kovuldular. Kapsamlı bir barışa giden yolda en önemli adım Temmuz'da Sırpların Srebrenitsa ve Zepa'yı ele geçirmeleri ile atıldı. Eski Yugoslavya'daki BM Birliklerinin Komutanı Fransız General Bernard Janvier bu BM Güvenli Bölgelerini savunmak için neden NATO’nun hava saldırısına izin vermediği sorusuna "Beyler anlamak istemiyor musunuz, ben bunlardan kurtulmak istiyorum" cevabını vermişti. Kapsamlı bir barışın önünde engel olarak görülen Doğu-Bosna'nın kuşatılmış şehirlerini Sırplara terk ederek kurtulmak isteyen sadece BM ve onun eski Yugoslavya'daki komutanı Fransız General B. Janvier değildi. ABD'de Sırplara buraları ele geçirebilecekleri işaretini göndermişti. Bu BM Güvenlik Bölgelerinden kurtulabilmek onbinlerce Müslüman’ın katledilmesi ve tehcire uğraması ile mümkün oldu.

 

Temmuz 95'te Zepa ve Srebrenitsa'da etnik temizliklerini tamamlayan Sırplar, uluslararası topluluğun günler süren tartışmalar sonunda koruyacağını açıkladığı, hedefteki Gorazde yerine Bihaç'a yöneldiler. Bihaç'ın düşmesi ile Krayina Sırplarının daha da güçlenmesinden korkan Tudjman İzzetbegoviç ile Split'te bir askeri pakt anlaşması imzaladı.

 

Yugoslavya'da savaşın başından itibaren uluslararası arabulucular çabalarını Hırvatları Krayina’dan uzak tutmaya yoğunlaştırmışlardı. Buraya yapılacak bir Hırvat saldırısı ile savaşın bütün Balkan'a yayılacağı korkusu hep var olmuştu.

 

Ağustos başında Hırvatlar beş gün süren "Fırtına Operasyonu" ile başkenti Knin'le birlikte Krayina’yı ele geçirdiler, bu beş gün sonunda Balkan'ın bu bölgesinde güç dengesi de tamamen değişti. Hırvatistan'da Sırpların elinde artık sadece Doğu-Slavonya kaldı, Bosna - Hersek'te Sırpların savunma hatları uzadı, en önemlisi de Sırpların yenilmezliği mitosu yıkılmasıydı. Toprağının %95'ini kontrol eder duruma gelen Hırvatistan bölgesel güç olmaya aday olduğunu gösterdi.

 

Mayıs ayında Hırvatlar Batı-Slavonya'yı ele geçirdikten sonra Miloşeviç Krayina Sırp Ordusu'nu "reorganize" etmek için yeni bir Generali, Mile Mrksiç'i göndermişti. Aslında bu generalin görevi Sırpların Krayina’yı terkinin güvenliğini sağlamak ve olabildiğince çok ağır silahı kurtarmaktı. Sırpların Krayina’yı boşaltması sırasında Hırvatlar sivillere ateş açarlarken askeri konvoylara hiç dokunmadılar.

 

Habsburglar'ın Osmanlı akınlarını önlemek için 400 yıl önce Voyna Krayina’ya -askeri sınır- yerleştirdikleri bu insanlar -150.000'den fazla Sırp- Tudjman ve Miloşeviç'in karşılıklı toleransı ile yaşadıkları yerleri bir daha dönmemek üzere terk ettiler. Fakat nasıl oldu da Hırvatlar kısa sürede silahlanıp, iyi planlanmış başarılı bir askeri operasyon yapabildiler?

 

1995'ten beri State Department'le yaptığı anlaşma çerçevesinde Sırbistan'dan Bosna'ya askeri malzeme naklini gözlemekle yükümlü ABD firması MPRI (Military Professional Ressources Inc.) hükümetinin bilgisi dâhilinde Hırvat Ordusu'nun profesyonelleşmesini sağladı. Bu firma "Doctrine Devolopment, Force Manegement, Mobile Training Teams, Wargame Support, Officer and NCO Development, Democracy Transition ve Military Training" alanlarında faaliyet göstermekteydi. 15 uzman, bunlar arasında iki yıldızlı General Richard Griffits'de vardı, Hırvatistan’ın güçlü bir ordu kurması ve Hırvat Savunma Bakanlığı'nın reorganize işiyle uğraştılar. MPRI'ın işe başlamasından sadece 7 ay sonra Krayina Harekâtı başladı. Anlaşıldığı kadarıyla MPRI Hırvatları sadece eğitmekle kalmamış, Krayina Harekâtının taktik planlarını da hazırlamıştır. ABD saldırıya uğrayan Boşnaklara ambargonun uygulanmasında ısrarlı olurken Hırvatistan'ı askeri açıdan güçlendirmeyi tercih etmiştir.

 

Hırvat ve Sırpların askeri harekâtları sonucu hem Bosna - Hersek'te hem de Hırvatistan'da jeostratejik durumun yanında etnik yapıda köklü bir değişikliğe uğradı. reel politik düşünen arabulucular tarafından savaşın başından beri teklif edilen Bosna - Hersek'in etnik kriterlere göre paylaşılması artık gerçekleşebilir görülmeye başlandı.

 

Aynı günlerde ABD yeni rolünü üstleniyordu. 1995 yılı içersinde Bosna-Hersek'te olan olaylar yüzünden Batı'nın büyük itibar kaybı Clinton yönetiminin Yugoslavya politikasına olan eleştirilerin artmasına sebep oluş, Ağustos başında da ABD Kongresi aldığı kararla Başkan'dan ambargonun tek taraflı kaldırılmasını istemişti. Clinton bu kararı veto etmesine rağmen yeni bir kararla kongre tarafından yenilgiye uğratılmaktan da korkmaktaydı. Danışmanları Başkan'a en geç seçim yılı olan 1996 sonuna kadar ya BM Birliklerinin tahliyesini sağlamak ya da bir anlaşmayı işletebilmek için ABD Kara Birlikleri'nin Bosna - Hersek'e gönderilmesinin kaçınılmaz olduğunu söylüyorlardı. Başkan kendisini başarılı kılacak olan ikinci alternatifi seçerek Bosna-Hersek'te bir barış anlaşmasının ön şartlarını hazırlamak için kendi arabulucularını gönderdi.    

 

NATO Hava saldırısı: Operasyon "Delibrate Force"

28 Ağustos'ta Saraybosna'da Pazar yerine atılan topla 33 kişi ölüyordu. Unprofor'un ilk araştırma sonucuna göre kesinlikle Sırp mevzilerinden topun ateşlendiği tespit edilmişti. İngiliz ve Rus BM çalışanları daha sonra bu araştırma sonucunun doğru olmadığı iddiasını ortaya attılar ve bu katliamdan Boşnak topçusunu sorumlu tuttular. Hemen ertesi gün BM ve Temas Grubu temsilcileri Sırplardan ağır silahlarını 20km'lik kapalı alanın dışına çekmelerini istedi. Bu yönde bir anlaşmanın yürürlükte olmasına rağmen Sırplar ağır silahlarını Saraybosna çevresinde yeniden konuşlandırmışlardı.

 

Sırpların ağır silahlarını çekmediğini bahane eden NATO 30 Ağustos'ta başlattığı hava saldırısının ilk bölümünde 500'den fazla uçuşla Tuzla, Gorazde, Pale, Mostar ve Saraybosna'daki hava savunma sistemlerini, Pale ve Saraybosna'da (Lukavitsa) iletişim ve komando merkezlerini, Saraybosna kuşatmasında kullanılan ağır silahların mevzilerini (Yahorina, Vogoşça, Lutavitsa, Romaniya, İlidza ve Hadzici) bombaladı. 2 Ağustos'ta NATO Konseyi Sırplardan şunları yerine getirmesini istiyordu: Bütün ağır silahların Güvenli Bölgeler dışına çekilmesi ve Kiselyak ve Hadzici üzerinden geçen Saraybosna yolunun açılması.

 

General Mladiç Saraybosna çevresindeki ağır silahlarını çekmeyi oradaki Sırp halkın korumasız kalacağı gerekçesi ile reddetti. 5 Ağustos'ta NATO hava saldırılarına yeniden başladı ve Saraybosna, Banya-Luka, Mayevice tepesindeki Stolice, Pale ve Ozren dağındaki komando ve iletişim merkezlerini bombaladı. Bu ikinci saldırıda Sırplara ağır silahlarını çekme imkânı vermek için Saraybosna çevresindeki mevzilere dokunulmadı. Ama hava saldırıları köprü ve kara yollarına genişletildi. 11 Ağustos'ta NATO’nun Delibrate Forces Operasyonu yeni bir kaliteye ulaşıyordu. İlk kez "USS Normandy" kruvazöründen Banya-Luka çevresindeki hava savunma sitemine "Tomahawk" füzesi ateşlendi.

 

Harita II: Eylul 95'teki Müslüman-Hırvat Saldırıları

 

14 gün süren ve 3400 uçuşun yapıldığı bu operasyonun 14 Eylül’de bitirildiği açıklandı. Bu zaman zarfında Boşnak ve Hırvatlarda Sırplara karşı karada taarruzdaydılar. Banya-Luka'ya 15km kadar yaklaşıldı. Boşnaklar Orta-Bosna'da konuşlandırdıkları 7. Ordu'yu Bihaç'taki Ordu ile buluşturmak istiyorlardı. Boşnakların bu çabası Yaytse ve Mirkonyiç Grad'ın Hırvatlar tarafından daha önce ele geçirilmesi yüzünden sonuçsuz kaldı. Ayrıca Hırvatlarla Boşnaklar arasında Yaytse, Klyuç ve Bosanski Petrovaç'ta çatışmalar oldu. Hırvatlar Boşnakların Bihaç'la Orta-Bosna arasında bağlantı sağlamalarını arzu etmediklerini gösterdiler. Bu verilerden yola çıkarak Hırvatların Federasyon ya da Konfederasyon gibi çözümlerle ilgilenmedikleri aksine Hırvatistan'la sıkı bir şekilde ekonomik ve politik entegre edilmiş olan "Hersek Bosna Hırvat Cumhuriyeti"nin varlığının devam etmesini istedikleri bir kez daha ortaya çıkıyordu. Hırvat yönetimi uzun vadede Bosna-Hersek'in bir Sırp ve Hırvat etki bölgesine ayrılmasını veya Hersek Bosna'nın Hırvatistan'a ilhakını arzulamaktaydı.

 

ABD'nin inisiyatifi ile hareket eden NATO bu operasyonu ile taraflar arasında askeri dengeyi sağlamayı, Sırpları anlaşma masasına oturtmayı ve anlaşma sağlandıktan sonra bölgeye gönderilecek askerlerine taraflardan saldırı gelmemesi için onlara gücünü göstermeyi ve ittifaka duyulan güvenin yeniden tesisini amaçlamıştır.  

 

Batı NATO'nun bu operasyonu ile ilk defa "taraf" tutmuş oldu. %49'a %51'lik toprak paylaşımının artık gerçekleştiği görüldüğü anda da Hırvat ve Boşnakların ilerlemelerinin muhtemel bir barışa zarar vereceği düşünülerek durduruldular. Bunun anlamı artık görüşmelere başlanabileceği idi. Dayton Barış anlaşmasına giden yolda gerçekleşen bu olaylar Balkan'da ABD'nin angajmanının ne kadar önemli olduğunu göstermesi açısından da ilginçtir.

 

ABD'nin inisiyatifi ile 26 Eylül’de New York'ta Bosna-Hersek için temel bir anlaşma imzalanarak savaş bitirildi. 12 Ekim de yürürlüğe giren ateşkes sonrası tarafların elinde tuttuğu topraklara savaş öncesi nüfus yapısını (1991 rakamları) dikkate alarak baktığımızda Hırvatların %17'lik nüfusla (1991) Bosna-Hersek toprağının %28'ini, Sırpların %31,3'lük nüfusla (1991) -Boşnakların askeri başarılarına rağmen halen daha- %48,5'luk toprağı ellerinde tuttuklarını ve dolayısıyla "kazananlar" olduklarını söyleyebiliriz. %43,7'lik nüfusa (1991) sahip Boşnaklarsa Bosna-Hersek toprağının %28'ini kontrol edebilmekteydiler. Boşnak toprağının jeostratejik durumu onların halen Hırvatistan'a bağımlı olduklarını göstermekteydi.

 

Dayton Anlaşması

Yeni jeostratejik durum ve tarafların yeni güçleri önceki aylarla karşılaştırıldığında görüşmeleri kolaylaştıracağı anlaşılmaktaydı. Krayina’yı ele geçirdikten sonra Hırvatlar Sırplara karşı daha "anlayışlı" olmaya başladılar. Bu zamana kadar Bosna Sırplarının Belgrad'la "paralel özel ilişki" talebini, Krayina Sırplarının da böyle bir şey isteyeceğinden korkarak reddeden Hırvatistan Hükümeti'nin bu direnişinden vazgeçtiği görülmekteydi. Bu özel ilişki hakkının Belgrad'la siyasi birleşme için ilk adım olacağı da herkesin bildiği bir gerçekti.

 

Temas Grubu'nun tavsiyelerine dayanan bu "Amerikan Barış Planı"nda Sırpların diğer talepleri de karşılandı. "Paralel özel ilişkiler" yanında Brçko Koridoru'nun genişletilebileceği işareti verildi. Ama en önemlisi ilk kez devletleri "Republika Sırpska" resmi olarak tanınacaktı.

 

Daha önceki barış planları taraflara sunulduğunda herhangi bir yaptırımı olmadan kabul etmek ya da reddetmek arasında seçim yapmak zorundaydılar. ABD'li arabulucular yeni bir taktik izlediler. Sırpları eşit haklara sahip partnerler olarak masaya oturttular ve tarafları yaptırımla tehdit ettiler. Eğer Sırplar uzlaşma sağlanmadan görüşmelerden çekilecek olurlarsa NATO’nun hava saldırıları ve Boşnaklara uygulanan silah ambargosunun kaldırılması söz konusu olacaktı. Boşnaklar görüşmelerden çekilecek olurlarsa bütün taraflar için silah ambargosu kaldırılacaktı. BM-Birlikleri her iki halde de çekilecekti. Sırp-Hırvat yakınlaşması ve Amerika'nın Sırbistan'a ambargoyu kaldıracağını söylemesi de Sırpların masaya oturmasında etkili oldu.

 

Barış görüşmeleri 1 Kasım'da B-H, Hırvatistan ve Sırbistan Devlet Başkanlarının katılımıyla Dayton'daki Wright-Peterson askeri üssünde (Ohio eyaleti) ABD Dışişleri Bakanı Warren Cristopher tarafından başlatıldı. Görüşmelerde ABD'nin ulaşmak istediği üç hedef vardı: Doğu-Slovanya sorunun çözülerek Sırp-Hırvat geriliminin azaltılması, Boşnak-Hırvat Federasyonu'na işlerlik kazandırılması ve Federasyon'un güvenliği ve egemenlik sorununu çözmek için Federasyon'la Bosna_Hersek Sırp Cumhuriyeti arasında bir anlaşmanın sağlanması.

 

Daha görüşmelerin başında başarının Amerika'nın angajmanına bağlı olduğu anlaşılmıştı. Arabulucu Holbrooke'un yanında görüşmeler çıkmaza girdiği anlarda hem Dışişleri Bakanı Cristopher hem de Başkan Clinton müdahale ettiler.

 

10 Kasım'da Bosna - Hersek'te genel bir çözüm çerçevesinde ilk adım Tudjman, İzzetbegoviç ve Federasyon Başkanı Krezimir Zubak'ın Federasyon'un siyasi ve ekonomik birliğine ilişkin temel bir anlaşma imzalamaları ile atıldı. Hırvatlar Bosna - Hersek'teki çıkarlarını büyük ölçüde artık gerçekleşmiş gördüklerinden Boşnaklarla yaptıkları zorunlu ittifak stratejik anlamını yitirmişti. Bu dönemde Bir Sırp-Hırvat yakınlaşması gerçekleşti. ABD ve Almanya Federasyonun yeniden hayat bulmasını istediklerinden bu yeni anlaşma için zorladılar. Zaten Anlaşma metninde bu iki devlete çabalarından dolayı teşekkür edilmiştir.

 

13 Kasım'da da yine ABD'nin yoğun çabaları sonucu Sırplarla Hırvatlar arasında Doğu-Slavonya'ya ilişkin bir anlaşma imzalandı. Daha sonra görüşmeler temel sorunun toprak paylaşımı olduğu BOSNA-HERSEKkonusunda yoğunlaştı. Tarafların toprakla ilgili üzerinde uzlaşamadıkları belli başlı konular yüzdesel paylaşım olduğu gibi Brçko Koridoru sorunu, Saraybosna'nın statüsü ve Gorazde idi. Bu konularda görüşmeler çıkmaza girdiğinde ABD taraflara bir ültimatom vererek görüşmelerin başarılı bir şekilde bitirilmesini istedi.

 

21 Kasım'da Dayton'da parafe edilen antlaşma 14 Aralık'ta Paris'te imzalandı. 150 sayfalık ana metnin yanında 11 ek belge ve 102 haritayı kapsayan anlaşmanın önemli maddeleri şunlardır:

— Siyasi konular:

  • ·       Bosna-Hersek şimdiki sınırları içinde bütünlüğünü koruyacak ve uluslararası topluluk tarafından bu sınırları tanınacaktır. Bakiye Yugoslavya bu Devleti tanıyacak ve karşılıklı diplomatik ilişkiler kurulacaktır.

  • ·        Devlet iki birimden oluşmaktadır; Müslüman-Hırvat Federasyonu ve Republika Sırpska. Devlet toprağının %51'i Müslüman ve Hırvatlara %49'u da Sırplara aittir. Sırplar Pale'yi ellerinde tutabilirlerken Adriya'ya bir çıkışa da sahip olacaklardır. Eski BM Güvenli Bölgeleri Zepa ve Srebrenitsa'da onlara bırakılmaktadır.

  • ·       Giriş çıkıştaki bütün engeller kaldırılacak ve Saraybosna Bosna - Hersek'in birleşik başkenti olarak kalacaktır. Başkentin bazı mahallelerini Sırplar otonom idare edebileceklerdir.

  • ·       Bir merkezi hükümet, bir birleşik parlamento ve Başkanlık öngörülmektedir. Diğer merkezi kurumlar anayasa mahkemesi, merkez bankası ve ortak bir para birimi. Merkezi kurumların sorumluluk alanları dışpolitika, dışticaret, para politikası, vatandaşlık ve göçmen sorunlarını kapsamaktadır. İki parçadan oluşacak Parlamento’da, ilkindeki 42 temsilci devleti oluşturan siyasi birimlerin (Federasyon ve Republika Sırpska) halkı tarafından direkt seçilirken, ikincisindeki 15 temsilci ise iki siyasi birim tarafından tespit edilecektir. Üç kişiden oluşacak Başkanlık Konseyi'nin bir üyesi Sırp Cumhuriyeti halkı tarafından direkt seçilecek geri kalan diğer ikisi Federasyon'un seçmenleri tarafından seçilecektir. Anlaşma yürürlüğe girdikten sonra bir yıl içinde (karalaştırılan tarih 14 Eylul 1996'dır) yapılacak seçimlerde göçmenler eski yurtları için oy kullanabileceklerdir.

  • ·        Doğu-Bosna şehri Gorazde bir koridorla Saraybosna'ya bağlanacak.

  • ·        Doğu ve batıdaki Sırp topraklarını bağlayan Brçko Koridoru 5km genişliğinde olacak. Bölgedeki en önemli şehir Brçko'nun geleceği uluslararası bir hakem komisyonu tarafından bir yıl içersinde tespit edilecektir.  

  • ·        Göçmenler yurtlarına geri dönme hakkına sahiptirler. Bütün vatandaşlar Bosna-Hersek toprağı üzerinde hareket özgürlüğüne sahiptirler.

  • ·        Savaş suçları ile suçlananlar siyasi görevler -ne ordu da ne de sivil kurumlarda- alamazlar.

  • ·        NATO Birlikleri anlaşmanın yürürlüğe konmasından sorumludurlar.

  • ·        Uluslararası Topluluk yardım programını, ülkenin yeniden inşasını, göçmenlerin geri dönüşünü ve serbest seçimlerin yapılmasını organize edecektir. Göçmenler eski yaşadıkları şehir için oy kullanma hakkına sahiptirler.

  • ·        Sırbistan ve Bosna - Hersek'e uygulanan ambargo adım adım kaldırılacaktır. Bu hem Bosna - Hersek'e uygulanan silah ambargosunu hem de Sırbistan’a uygulanan ekonomik ambargoyu kapsamaktadır.

 

— Askeri konular:

  • ·        NATO ve bir Amerikalı General emrindeki Uluslararası barış gücü birliği (IFOR-Implemantation FORces) Bosna - Hersek'te konuşlandırılacak ve BM-Birliklerinin yerini alacaktır.

  • ·        Tam bir hareket serbestîsine sahip olan IFOR taraflar arasında 4km genişliğinde askerden arındırılmış bir bölge oluşturarak ateşkesi ve tarafların kuvvet indirimin kontrol edecektir.

  • ·        Yabancı birlikler 30 gün içinde Bosna - Hersek'i terk edeceklerdir.

  • ·        Anlaşmanın askeri bölümünün geri kalanında tespit edilen zaman zarfında (D-30=30 gün, D-90=90gün gibi) tarafların askeri sorumlulukları yazılıdır. Buna göre ilk dört ay içerisinde taraflar ağır silahlarını ve askerlerini çekmek zorundadırlar. Ağır silahlar için ambargo süresi 180 gün tespit edilmiştir, bu sürenin sonunda belirli sayıda ağır silaha ( helikopter ve uçakta dâhil olmak üzere) sahip olmaya izin verilmiştir.

 

HARİTA III: Dayton Antlaşması

 

Öncekilerle karşılaştırıldığında Dayton Anlaşmasının gerçekleşme şansı daha yüksektir. ABD liderliğinde bölgeye müdahale eden güçler ilk kez askeri güç kullanarak bir anlaşmaya bağlı kalınmasını denetleyeceklerdir. Yabancı birlikler ilk 30 gün (D+30) sonunda Bosna - Hersek'i terk etmiş, ilk 45 gün içinde (D+40) taraflar terk etmeleri gereken yerlerden askerlerini çekmişler ve bölgeyi karşı tarafa bırakmışlardır. Anlaşmanın daha çok askeri taraflarını içeren maddelerini uygulamak bu şekilde mümkün olabilmiştir.

 

Öte yandan bu barış süreci daha önceden var olan sorunları da çözememiştir. Bosna'da çatışan taraflar kendilerinden çok güçlü NATO güçleri ile karşı karşıya olduklarından kısmi bir barış ortamı sağlanabilmiştir. Sadece bu sebeptendir ki IFOR'un sorumluluk alanına giren -çoğunluğu askeri- konular çözülmüş (ya da en azından öyle görünmekte) ama sorumluluğunun olmadığı -sivil- alanlarda ise çözülememiştir. IFOR'un başarısı, halen devam eden bu sorunları nötralize edip edemeyeceğine ya da en azından uzun vadede çözüp çözemeyeceğine bağlıdır. Bu sorunlardan bazıları halledilmedikleri takdirde bölgeyi yeniden ateşe verebilecek ve Dayton anlaşmasını boşa çıkaracak güce sahiptirler. Devam etmekte olan bu sorunlar nelerdir:

 

Kuzey (Brçko) Koridoru sorunu: Sırpların en önemli savaş amaçlarından biri Hırvatistan'a sınırı oluşturan Sava nehrinin güneyinde, yani Bosna-Hersek'in kuzeyinde bir koridor ele geçirebilmekti. Krayina Sırpları ve Banya Luka çevresinde işgal edilen topraklar için bu koridorun önemi savaşın başlamasından hemen çok kısa süre sonra açığa çıktı. Bu koridor çevresindeki bütün şehirleri Sırplar yaz 92'de Belgrad yardımıyla ele geçirmişler ve Sırp olmayan halkı göçe zorlamışlardı. Bosna - Hersek 'teki Hırvat yerleşim bölgelerinden biri olan Posavina'dan geçen 5km genişliğindeki bu koridora ilişkin Dayton'da bir uzlaşma sağlanamadı.

 

Savaştan önce Müslüman ahalinin çoğunlukta olduğu bölgenin en önemli şehri Brçko 1992'den beri Sırp işgalindedir ve görüşmeler de burayı boşaltmayacaklarını kesin bir şekilde söylemişlerdir. Dahası Dayton'da kendileri için hayati öneme sahip bu koridorun 15km genişliğe ulaşmasını istemişlerdir. Endüstri şehri Tuzla'nın Sava nehrine ve Hırvatistan'a direkt çıkışı olabileceğinden Brçko şehri Müslümanlar içinde stratejik öneme sahiptir. Boşnak ve Hırvatlar Posavina üzerindeki hak iddialarını savaştan önceki nüfus yapısıyla temellendirmektedirler. Posavina'nın 8 şehrinde -Bosanski Brod, Bosanski Samac, Orasye, Brçko (1991'de Müslüman %44, Hırvat %25, Sırp %21), Derventa, Modrica, Gradacac ve Odzak-  %72'ye ulaşmaktaydı.

 

Dayton öncesi bu şehirlerden sadece Gradacac'ı Boşnaklar Orasye'yi de Hırvatlar kontrol edebilmekteydiler. Dayton görüşmeleri yapıldığı sırada savaşın başından beri Hırvatların savunduğu Orasye'ninde Sırplara terk edileceği yolunda söylentiler çıktı. Burada ilginç olan savaş süresince Hırvat halkı korumak ve Sırpları en zayıf yerlerinden vurmak için Zagreb'in Posavina'da askeri güce başvurmaması adeta bundan kaçınmasıdır. Hırvatistan'da muhalefet Tunjman'ı Sırplarla Bosna - Hersek'i paylaşma imkânını açık tutabilmek için Posavina Hırvatlarını yalnız bırakmakla sürekli suçlamıştır.

 

Müslüman ve Hırvatlar Posavina'nın büyük bölümünün Federasyona bırakıldığı fakat Brçko'nun statüsünün kesin tespit edilmediği 1994 yazındaki Temas Grubu Planı'nı kabul etmekteler. Dayton Anlaşmasında koridorun önemine değinilmekle yetinildi, sınırlarının tespiti ise tarafsız bir hakem komisyonuna terk edildi. İlk kez geçtiğimiz haftalarda toplanan bu komisyonun farklı çıkarları olan taraflar arasında koridora ilişkin bir uzlaşma sağlayabilmesi oldukça güçtür. Sırplar hava trafiği içinde kullanabilecekleri geniş bir koridora ihtiyaç duymaktadırlar. Hırvatistan'daki yönetimde Sırpların bu taleplerini karşılamaya hazır görünmektedir. Bosna-Hersek hükümeti ve Posavina Hırvatları ise bunu kesinlikle kabul etmemektedirler. Bu koridora ilişkin sorun çözülmediği sürece uzun vadede birinci dereceden bir çatışma alanı olmaya devam edecektir.

 

Saraybosna: Toprağa ilişkin diğer bir çatışma bölgesi Saraybosna'dır. Sırpların Saraybosna'yı kuşatmalarının ve sürekli bombalamalarının sebebi etnik karışık Bosna - Hersek'in küçük minyatürünü yok ederek farklı etnik grupların birlikte yaşamalarının mümkün olmadığını ispatlamaktı. Kuşatma ve terörle Saraybosna'nın bir Sırp ve bir Müslüman bölgesine parçalanmasına çaba gösterdiler. Bu çabaları boşa çıktığında barış görüşmelerinde şehrin birkaç mahallesinin ve varoşunun kendilerine bırakılmasını istediler. Dayton Antlaşması'nın belki de en olumlu tarafı Saraybosna'nın parçalanmasına izin verilmemesi ve idarenin Federasyona bırakılmasıdır. Antlaşma gereğince ilk 45 gün içinde idare Federasyona bırakılacaktı. Şehri parçalama ümidi boşa çıktığında Sırplar ya fanatik liderlerini takip edip yurtlarını terk etmek ya da Federasyon idaresi altında yaşamayı kabullenmekle karşı karşıya kaldılar. Provakasyonlara boyun eğip fanatik liderlerinin söylediklerini yapan Sırplar geride bıraktıklarını kül haline getirerek Saraybosna'yı terk ettiler.

 

Saraybosna'nın birleşik bir şehir olarak Federasyon idaresine bırakılmasını özellikle şehir çevresinde konuşlandırılmış Fransız Birliklerinin komutanları eleştirdiler. Bu eleştiriler Fransa'da da yankı yaptı ve bazı Fransız politikacılar Dayton Antlaşmasının bu maddesinin yeniden gözden geçirilmesini, hatta değiştirilmesini istediler. Bu talepler bölgeye müdahale eden Batılı güçler arasında tek bir görüşün hâkim olmadığını göstermesi açısından kayda değerdir ve Dayton Antlaşmasına göre çözülmüş sanılan Saraybosna sorunu herhangi bir zamanda yeniden gündeme getirilecektir.

 

Doğu (Bosna) Koridoru Sorunu: Savaştan önce Müslümanların çoğunlukta olduğu Doğu Bosna'nın ele geçirilmesi Sırpların bir diğer savaş amacıydı ve bu bölgede Gorazde dışında bütün şehirleri işgal etmeyi de başardılar. Fakat Gorazde başından beri birbirine coğrafi bağlı toprak ele geçirerek yaşama şansı olan bir devlet kurmayı isteyen Sırpların boğazına takılı kemik olarak kalmıştır, çünkü Vişegrad'la Foça'yı birbirine bağlayan yol üzerinde bulunmaktadır. Yani Sırpların işgalindeki Kuzeydoğu Bosna ile yine Sırp işgalindeki Doğu Hersek arasındaki kuzey-güney bağlantısı Gorazde'de kesintiye uğramaktadır.

 

Sırp propagandası Gorazde'yi İstanbul'dan başlayıp Sancak üzerinden Saraybosna'ya kadar ulaşan ve Karadağ'la Sırbistan'ı ayıran "yeşil hat" üzerindeki bir üs olarak tanımlamaktadır. Anlaşmada Doğu-Bosna'daki yegâne şehir olarak Boşnaklara bırakılan ve bir koridor ile Federasyon toprağına bağlanan şehir, Sırpların ileride sürekli ele geçirmek isteyecekleri bir bölge olarak kalacaktır. Bu haliyle muhtemel çatışma alanlarından bir diğeridir.

 

Bosna Sırplarının Adriya'ya çıkış talepleri: Sırplar Bosna - Hersek'in denize tek çıkışı olan Dubrovnik'in Kuzeybatısı'ndaki Neum'dan Adriya'ya çıkış istemektedirler. Dayton Anlaşmasında burası Federasyon'a bırakılmıştır. Sırplar bu kayıplarını giderebilmek için Hırvatistan'la bir takas yapmaya çaba göstermektedirler. Buna göre Dubrovnik'in arkasını Hırvatlara bırakırlarken, kendileri de Hırvatistan'dan Prevlaka yarımadasını almak istediklerini göstermişlerdir. Bu takas Hırvatistan ve Bosna-Hersek sınırlarında değişiklikleri gerektirmektedir. Bu bir yandan Bosna-Hersek sınırlarına bir tecavüz olup uluslararası tanınmış sınırların değişmezliği ilkesi ile çelişmektedir. Yani daha şimdiden Bosna-Hersek sınırları sorgulanmaya başlanmıştır. Öte yandan Hırvatistan'la ortak sınırını bu takasla kaybedecek olan Karadağ'ın Sırbistan'a bağımlılığının artması da amaçlanmaktadır.

 

Doğu Slavonya sorunu: Sırpların işgalinde bulunan Hırvatistan'ın Doğu-Slavonya bölgesi Bosna - Hersek'te bulunmamasına rağmen ortaya çıkacak bir krizin Bosna-Hersek'i etkilememesi düşünülemez. Geçtiğimiz ay içerisinde Miloşeviç ve Tudjman'ın bir araya gelerek sorunu barışçı yoldan çözeceklerini söylemelerine rağmen Bosna - Hersek 'i de etkileyecek bir sıcak çatışma ihtimali daha mevcuttur.

 

Tehcir edilenlerin yurtlarına geri dönmesi: Dayton Anlaşmasında vatandaşların ülke içinde serbest dolaşımı ve tehcir edilenlerin yurtlarına geri dönmeleri öngörülmesine rağmen, ne Sırplar ne de Hırvatlar bu konuya ilgi duymaktadırlar. Yerel yöneticiler geri dönüşü mümkün kılmayacak her türlü tedbiri almaktadırlar. Savaş süresince Sırplar gibi etnik temiz bölgeler yaratamayan Hırvatlar bu konuda daha fazla çaba göstermektedirler.

 

Mesela geçtiğimiz Kurban Bayramı'nda Boşnaklar Republika Sırpska sınırları içindeki Doboy'a giderek ölülerini ziyaret etmek istemişler, IFOR'un kendilerine eşlik etmesine rağmen başaramamışlardır. Hırvatlarda Boşnakların stratejik önemi olan bölgelere dönmesini -Yaytse gibi- sürekli engellemektedirler.

 

Bunun anlamı savaştaki sınırların devlet sınırları olarak görülmeye başlanmasıdır. Hatta Federasyon içinde bile iki devletin varlığını sürdürmesi Bosna - Hersek'in sürekli parçalanmışlığının göstergesidir. Dayton Antlaşması birçok sivil alanda başarısız olduğu gibi bu alanda da başarısızdır. Bu sorun varlığını sürdürdüğü sürece gelecekteki muhtemel çatışmalardan en tehlikelisi olmaya adaydır.

 

Savaş suçlularının cezalandırılması: Bosna - Hersek'te halklar arasında karşılıklı güvenin yeniden tesisi ve adaletin sağlanması için savaş suçlularının, yani etnik temizliği organize eden ve yürütenlerin Uluslararası mahkeme önüne çıkarılarak cezalandırılmaları gerekmektedir. Etnik temizliğin sorumluları arasında hem Hırvatistan hem de bakiye Yugoslavya'nın yöneticileri de vardır. Bu ülkelerin politikacılarına Dayton Antlaşmasının yürütülmesi için ihtiyaç duyan ABD ve Batı onların mahkeme önünde hesap vermesini arzulamamaktadırlar. Bu yüzden Uluslararası Savaş Suçluları Mahkemesi suçlamalarını Radovan Karadziç ve Ratko Mladiç'le sınırlı tutmuştur. Fakat bu konuda da gerekenin yapıldığı söylenemez. "Mogadişu sendromu" ile hareket eden Amerikalılar IFOR’un bu iki caniyi yakalamasını engellemektedirler. Bilindiği gibi Somali'de Amerikalılar General Aidid'i yakalamak istemişler fakat başaramamışlardı, bu başarısızlık operasyonun tamamının boşa çıkmasına sebep olmuş Amerikalılar yerlerde sürünen pilotlarının cesetleri ile evlerine dönmüşlerdi.

 

Etnik temizliğin sorumlularının cezalandırılmamaları ve diğerlerini de görevlerinde kalmaya devam etmeleri halklar arasında barışma sürecini uzatacaktır.    

 

14 Eylul Seçimleri: 14 Eylül’de ülkenin kaderini etkileyecek seçimler yapılacaktır. Sorumluluğunu AGİT'in üstlendiği seçimlerin organizasyonda daha halen halledilememiş bir dizi sorun mevcuttur. Dayton Antlaşmasına göre göçmenler eski yaşadıkları şehir için oy kullanma hakkına sahip olduklarından mesela Srebrenitsalıların bir Müslüman temsilci seçecekleri aşikârdır, fakat bu temsilci kendi seçim bölgesi olan ve Sırp işgalindeki Srebrenitsa'ya hiçbir zaman gidemeyecektir.

 

Seçimler sonrasında bu tür sorunların nasıl aşılacağını kimse bilmemektedir. Daha da önemlisi seçimlerde Bosna - Hersek'i ateşe veren nasyonalistlerin yeniden seçilmeleri şu ana kadar devam ettirilen Sırp ve Hırvat politikalarının devamı anlamına gelecektir.

 

Federasyon içinde halledilemeyen sorunlar: En önemli sorun olarak niteleyebileceğimiz Federasyon içi çatışmalar ülkenin gelecekte ne olacağı açısından birinci dereceden önemlidir. State Department ve arabulucu Holbrooke Boşnak-Hırvat Federasyonu temeli üzerine Dayton Antlaşmasını bina etmişlerdi. Kendi içinde zaten çelişkili olan ülkenin ikiye paylaştırılarak -bir yarısı FBH, diğer yarısı Republika Sırpska- Bosna-Hersek'in uluslararası hukuk öznesi olarak bütünlüğünün korunması düşüncesi bir yarısının kendini oluşturan parçalara bölünmesi ile ne kadar saçma olduğu ortaya çıkacaktır. Federasyonun varlığının devamı için sürekli büyük çabalar sarf edilmek zorunda kalındı ve her defasında tam parçalanmanın eşiğinden dönüldü. Federasyon'un kurulduğu 1994'ten beri Boşnak ve Hırvatlar arasında çatışmalar o yoğunlukta bir daha yaşanmadı fakat kanton hükümetlerinin kurulması, belediye meclislerinin oluşturulması, Federasyon organlarının teşkili bir türlü başarılamadı.

 

HARİTA IV: Boşnak-Hırvat Federasyonu

 

Genel seçimler için olumsuz sonuçlar ortaya çıkaracağından hem de Federasyon'un çöküşüne neden olacağından ABD'yi alarma geçirmeye yetti. Hırvatistan'ın bir an önce AB ile entegre olmasında çıkarı olan Almanya'da sorunun çözümü için harekete geçti. Dayton Antlaşması neredeyse Hersek'teki Hırvat mafyası yüzünden boşa çıkacaktı. ABD'li arabulucular sayesinde yapılan görüşmeler sonunda öncelikle Tudjman ikna edildi ve Mostar konusunda bir uzlaşmaya varılabildi. Buna göre SDA ve Saffet Oruçeviç'in seçimleri kazanmasına rağmen yeni Belediye Başkanı'nın bir Hırvat olacaktır. Mostar seçimleri 14 Eylül’de yapılacak genel seçimler için kötü bir örnek olmuştur. Herhangi bir taraf Bosna - Hersek'in herhangi bir yerinde demokratik olacağı söylenen seçim sonuçlarını tanımayabilecektir. Federasyon Başkanı Hırvat Kremir Zubak halledilmesi gereken acil sorunlar çözülmediği takdirde yeni çatışmaların olabileceğini söylemektedir. Bu çatışmaların çıkabileceği yerler Mostar, Saraybosna ve 6 ve 7 numaralı karışık kantonlarıdır, Hersek-Bosna Cumhuriyeti halledilemeyen diğer bir önemli sorundur. 

·       

           Mostar: Federasyon içinde bir dizi sorunlardan 93–94 yılında Hırvat-Müslüman çatışmasına sahne olan Mostar en önemlisidir. Boşnaklar için dünyaya açılan kapı anlamında olan bu şehri Hırvatlarda kendi kurdukları "Hersek Bosna Devleti"nin başşehri yapmışlardır ve bu şehirde Federasyonun adını bile duymak istemektedirler. 23 Temmuz 1994'ten beri AB idaresindeki şehirde iki halk kendi gettolarında yaşamaktadırlar. Hırvatların şehri paylaşma arzuları bu yılın Ocak ayında silahlı çatışmalara neden olmuş, AB adına şehrin yöneticiliğini yapan Hans Koschnik'i (eski Bremen Belediye Başkanı) oldukça zor durumda bırakmıştı. Daha sonra da şehrin paylaştırılma görüşmeleri başladı. Sunduğu planda Koschnik Mostar'ı 7 bölgeye ayırmakta, bunlardan 3'ünü Boşnak 3'ünü Hırvat bir bölgeyi de tarafsız bölge olarak tanımlamaktaydı. Bu tarafsız bölgede tren istasyonunun ve önemli idari binaların bulunacak olması Hırvatların sert tepkisine neden oldu. Koschnik bir suikasttan kıl payı kurtuldu ve Mostar'ı terketti. AB'nin barışçı yoldan şehri paylaştırma arzusu bu şekilde boşa çıkarken bütün çabalara rağmen Mostar'ın birleştirilmesi mümkün olamadı.

 

30 Haziran'da yapılan belediye seçimlerinin de çok fazla şey değiştirdiği söylenemez. Bu seçimleri Saffet Oruçeviç liderliğinde SDA kazanmıştı. Hırvat tarafı seçim sonuçlarını tanımadı.

 

·        Hersek Bosna Cumhuriyeti sorunu: 1992'nin Temmuz ayında Hırvat Savunma Konseyi'nin (HVO- Bosna Hırvatları Ordusu) sivil alandaki temsilcisi olarak orta-Bosnalı ılımlı Hırvat politikacılar tarafından kurulan Hersek Bosna Hırvat Cemaati Tudjman'ın Hersekli dostlarının eline geçtikten sonra devlet şeklini aldı. Bir parlamento oluşturdular, sözde bir başkan seçtiler ve bir hükümet kurdular; devlet içinde devlet kuruldu. Savaş sırasında ılımlı Hırvat politikacıların etkisi azalırken Hersekli faşist Ustaşaların etkisi daha da arttı. Çoğu II. Dünya Savaşı sonrasında yurtdışına giden Ustaşalardan oluşan bu Hersek mafyası ile Hırvatistan Devlet Başkanı Tudjman'ın ilişkisi sözü edilmeye değerdir. Tudjman Tito'nun en genç Generali olarak Yugoslavya Federal Ordusunda bulunduğu sıralarda görevleri arasında yurtdışındaki bu eski Ustaşaları izlemekte vardı ve bu kişilerle güçlü ve kalıcı ilişkiler kurmayı daha o dönemde başarmıştı. Yugoslavya dağılma sürecine girdiğinde Tudjman'da kendi partisi HDZ'yi kurdu, dostları eski Ustaşalar bu partiye ABD, Kanada, Avustralya, Arjantin ve bulundukları diğer ülkelerden 89'dan itibaren milyonlarca dolar para akıttılar. Hersek Mafyası'nın bu yardımını daha sonra karşılıksız bırakmayan Tudjman onları Hırvatistan'da önemli görevlere getirdi ve Hersek Bosna Cumhuriyeti'ne sınırsız destek sağladı ve partisi HDZ Hırvat Bosna Cumhuriyeti üzerinde tam kontrole sahip oldu; bu durum bugün de böyledir.

 

Dayton Antlaşmasına göre Hırvatların Hırvat Bosna Cumhuriyetini feshetmeleri gerekiyordu. Bu güne kadar gerçekleşmemiştir. Hem Tudjman hem de Hersek Mafyası bunu istememektedir. Geçtiğimiz haftalarda (15 Ağustos 96) Cenevre'de ABD Dışişleri Bakanı Cristopher'in arabuluculuğunda gerçekleşen Tudjman-İzzetbegoviç görüşmesinde gündemin ilk maddesini Hersek Bosna Cumhuriyeti’nin feshedilmesi konusu oluşturmaktaydı. Hırvat yetkilerin bu konuda söz vermelerine rağmen hiç kimse bunun olabileceğine inanmamaktadır.

 

Hırvat politikacılar kendi halklarına Federasyon içinde bütün ilişkilerin her iki halk temsilcilerinin karşılıklı onayı ile yürütüleceği sözünü vermektedirler, onlara göre çoğunluğun oyu ile hiç bir yerde karar alınmayacaktır. Pratikte bunun anlamı gelecekte her iki halkın iki ayrı politik sistem ve coğrafi bölge içinde yaşamaya devam edecek olmalarıdır. Dolayısıyla Hırvatistan'ın uydusu Hersek Bosna'nın feshi mümkün olmayacak bu sözde devlet Federasyon'un bir parçası olarak varlığını devam ettirecektir.

 

Federasyonu taktik açıdan Avrupa'nın ortasında bir Müslüman devletinin kurulmasını engellemek için kabul ettiğini her fırsatta söyleyen Tudjman Bosna - Hersek'i Sırplarla paylaşma arzusundan henüz vazgeçmiş değildir. Hersek Mafyası ise Hersek Bosna Cumhuriyetinin varlığından büyük ekonomik çıkar sağlamaktadır. Bosna - Hersek'in dünyaya açılan kapısı Hersek'i ellerinde tuttuklarından giren çıkan her türlü malı kontrol edebilmekte ve gümrük vergisi almaktadırlar. Dolaysıyla bu sözde devleti devam ettirmek isteyeceklerdir. 

 

Hırvatistan'ın en iyi siyasi analizcilerinden Davor Bukoviç Hersek Bosna Cumhuriyeti'nin yeraltında var olmaya devam edeceğini söylemektedir. Artık kendi hükümetleri olmayacak fakat polis gücüne sahip olacaklardır. Yine Hırvat Kuna'sı (Hırvatistan'ın para birimi) ile alışveriş yapılacak, en önemlisi de Zagreb yine Bosnalı Hırvatların geleceği hakkında karar vermeye devam edecektir.

 

Federasyon içindeki diğer sorunlar Saraybosna ve 6 ve 7 numaralı karışık kantonlardadır.    Başkentin 9 numaralı Müslüman kantonuna dâhil olması Hırvatları kendi idare edecekleri otonom mahalleler istemeye yöneltmiştir. Federasyon organlarını tanımamanın göstergesi olarak ta federasyonun polis üniformasını giymeyi Saraybosna ve çevresinde uzun süre reddetmişlerdir. Görüldüğü gibi üniforma gibi sembolik bir konu bile çatışmaya sebep olabilmektedir.

 

Federasyon içinde çözülmesi zor problemler 6 ve 7 numaralı karışık kantonlardır. Bu karışık kantonlarda işlerin başarı ile yürütülmesi Federasyon'unda başarılı olacağının en önemli göstergesi olacaktı. Buralarda bu güne kadar ne etnik karışık kanton hükümetleri ne de belediye meclisleri oluşturulabildi. Herhangi bir bölgede çoğunluk olan tarafın diğer tarafa baskı yapması da zaten var olan güvensizlik ortamının sürmesine neden olmaktadır. Bazı bölgelerde silahlı çatışmalar IFOR’un tam zamanında müdahalesi ile önlenebilmiştir. Yukarıda sözünü ettiğimiz sorunlar çözülmediği takdirde Federasyon çökecektir.  

 

Bosna - Hersek'in geleceği

Mart 1992'den Eylül 1995'e kadar süren savaş Dayton Barış Anlaşması ile son buldu. Ama bu ne Bosna - Hersek'in toprak bütünlüğünün sağlandığı ne de yeni bir çatışmanın olmayacağı anlamına gelmektedir. Ekonomik, sosyokültürel ve etnik bütün veriler Bosna-Hersek'in sürekli parçalanmışlığına işaret etmektedirler. Bu anlaşmada Bosna-Hersek iki birimden müteşekkildir: "Republika Sırpska" ve "Boşnak-Hırvat Federasyonu. İlki Sırbistan'ın etki alanına dâhil edilirken ikincisi Hırvatistan'ın etkisine terkedilmiştir. Özellikle Bosna-Hersek Devletini oluşturan bu iki birimin her birinin kendi ordularına sahip olmalarının öngörülmüş olması Bosna - Hersek'in toprak bütünlüğü ve bu iki birimden oluşacak ortak devletin devamının karşısındaki en temel engeldir.

 

Öte yandan Dayton Antlaşması’nda Anayasada bazı reentegrasyon tedbirleri öngörülmüştür. Bir merkez bankası, ortak bir para birimi ve finans politikası oluşturarak ekonomik temelde bir entegrasyon çabası göze çarpmaktadır. Bu amaca Merkez Bankası Başkanlığı'nı 6 yıl süreyle Dünya Bankası'nın görevlendireceği bir kişinin üstlenmesi ile değil, verilecek kredilerin Merkezi Hükümet'in daha çok Boşnak yetkilileri tarafından dağıtılması ile ulaşılmak istenmektedir. Bu sayede hem Hırvatların hem de Sırpların Cumhuriyete bağımlılığının artacağı iddiası vardır. Bu  "tedbir" uzun vadede Cumhuriyet'in bütünlüğünü sağlamaya yetmeyecektir. 1991 yılında da sosyokültürel faktörler eski Yugoslavya'da ekonomik bir birlik oluşturma çabalarını engellemiş ve Yugoslavya çökmüştü. Dört yıllık savaş süresince Bosna'nın Sırp, Hırvat ve Müslüman ahalisi arasında ekilen nefret ve düşmanlığın ekonomik temelde bir entegrasyonun önünde engel oluşturacağını da söylemeliyiz.

 

Bosna-Hersek'in stabilizasyonunun başarılıp başarılamayacağı konusunda başka faktörlerde önemledir. Öncelikle sorulması gereken soru Hırvatistan Devlet Başkanı Tudjman'ın Federasyon'un gerçekleşmesi ve Bosna - Hersek'in toprak bütünlüğünün korunmasında ne derece kendi ülkesinin çıkarını gördüğüdür. Bu günkü durum - Bosna - Hersek'in de facto parçalanmışlığı ve Federasyon içinde Hırvatistan'ın etkisinin artması- Hırvatistan'ın çıkarları ile uyuşmaktadır. Tudjman amaçlarını bir Müslüman Devleti'nin kuruluşunu engellemek, Bosna - Hersek'te Hırvatların koruyucusunun Hırvatistan'ın olduğunun idrak edilmesini sağlamak ve Hırvatistan'ın stratejik çıkarlarını güvenlik altına almak olarak tanımlamıştı ve bunları büyük ölçüde gerçekleştirdiği söylenebilir. Boşnaklarınsa Bosna - Hersek'te ve Avrupa'da varlıklarını güvence altına alabilmek için Hırvat etki alanına girmekten başka seçenekleri yoktu. 

 

Bosna - Hersek'e müdahale eden güçler birliklerinin ülkede bulunduğu süre içinde, yani yılsonuna kadar barış ortamının post-IFOR döneminde de sürmesi için ülkede siyasi ve ekonomik kurumları oluşturacaklar, askeri tedbirler alacaklardı. Askeri tedbirler konusunda başarılı olundu, fakat sivil alanda aynı başarı gerçekleşemedi. Bu yüzden müdahale gücü IFOR’un görev süresinin uzatılması gündeme gelmiştir; muhtemelen asker sayısında azaltmaya gidilerek (asker sayısı15.000 dolayına düşürülerek) IFOR’un görev süresi uzatılacak ve birlikler Republika Sırpska ile Federasyon sınırında ve Müslüman-Hırvat çatışmasının çıkabileceği yerlerde konuşlandırılacaktır. Sadece bu bile Bosna - Hersek'in parçalanmışlığının devam ettirileceğine işarettir.

 

14 Eylül’de yapılacak seçimleri nasyonal partilerin kazanacakları bu günden bellidir, dolayısıyla hem Sırplar hem de Hırvatlar ayrılıkçı politikalarını devam ettireceklerdir ve siyasi bütünleşmenin sağlanamaması parçalanmışlığın gelecekte de sürmesini zorunlu kılacaktır.

 

Hem Hırvatlar hem de Boşnaklar içinde bulunduğumuz günlerde Sırbistan'la yakınlaşma çabası içindedirler; Eyüp Ganiç'in Belgrad'a gitmesi ile Sırbistan'la bir diyalog sürecinin ilk adımı atılmıştır, geçtiğimiz günlerde bir araya gelen Tudjman ve Miloşeviç de diplomatik ilişkiye geçeceklerini ve birbirlerinin sınırlarını tanıyarak aralarındaki sorunları barışçı yoldan çözeceklerini ilan etmişlerdir. 

 

Bu gelişmeleri de dikkate aldığımızda sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Eğer IFOR planlandığı gibi yılsonunda giderse Bosna-Hersek yeni çatışmalara gebedir. Ama bu defa Boşnaklarla Hırvatlar arasında bir çatışma ihtimali bir Boşnak-Sırp ya da Sırp-Hırvat çatışmasından daha yüksektir.

 

           Ana Sayfa